Yasin Suresi Meali – ELMALILI HAMDİ YAZIR
- Yasin
- Hikmetli Ku’ran’ın hakkı için!
- Emin ol ki sen, o elçilikle gönderilen peygamberlerdensin!
- Bir dosdoğru yol üzerindesin.
- Güçlü ve çok merhametli Allah’ın peyderpey indirdiği vahyi ile.
- Babaları uyarılmamış olup gaflet içinde olan bir topluluğu uyarasın (vehameti haber veresin) diye.
- Andolsun ki, pek çoklarına karşı söz hak olmuştur da artık onlar imana gelmezler.
- Çünkü Biz, onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz de onlar, çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar.
- Hem önlerinden bir set, hem arkalarından bir set çekmişiz ve kendilerini sarmışızdır; artık baksalar da görmezler.
- Onları uyarsan da uyarmasan da farketmez, inanmazlar.
- Sen ancak Kur’an’a uyan ve Rahman’dan gıyabında saygı besleyen kimseyi sakındırırsın; İşte onu, hem bir bağışlama hem de değerli bir mükafatla müjdele!
- Gerçekten Biz Biziz, ölüleri diriltiriz; önden gönderdiklerim ve bıraktıktan eserleri kitaba geçiririz. Zaten herşeyi açık bir kütükte “İmam-ı Mübin” de de ihsa (sayıp tesbit) etmişizdir.
- Ve onlara o şehir halkını örnek ver. Hani oraya o gönderilen elçiler varmıştı.
- Hani onlara o iki elçiyi göndermiştik de onları yalanladılar; Biz de bir üçüncüsüyle onları güçlendirdik, varıp: “Haberiniz olsun, biz sizlere gönderilmiş elçileriz.” dediler.
- “Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem Rahman hiç birşey indirmedi; siz sırf yalan söylüyorsunuz!” dediler.
- Elçiler: ” Rabbimiz biliyor ki, biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.
- Açık bir tebliğden ötesi ise bizim üstümüze (vazife) değildir!” dediler.
- Onlar: “Doğrusu, biz sizi uğursuzluk nedeni saydık. Yemin ederiz ki, vazgeçmezseniz sizi hiç tınmadan taşlarız ve kesinlikle size bizden acıklı bir azap dokunur.” dediler.
- Elçiler: “Sizin uğursuzluk kuşunuz beraberinizdedir. Size öğüt verilse de öyle mi? Doğrusu siz israfı adet etmiş bir topluluksunuz.” dediler.
- o sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve dedi ki: “Ey hemşerilerim, uyun o gönderilen elçilere!
- Uyun sizden bir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar doğru yola ermişlerdir.
- Hem neden kulluk etmeyeyim ben o beni yaratana, hep de döndürülüp O’na götürüleceksiniz!
- Ben hiç O’ndan başka tanrılar mı edinirim? Eğer o Rahman, bana bir keder irade buyurursa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve beni kurtaramazlar.
- Şüphesiz ben, o takdirde açık bir sapıklık içindeyimdir.
- Haberiniz olsun ki, ben Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni!”
- Denildi ki: “Haydi. gir cennete!” O: “Ah ne olurdu, kavmim bilseydi
- Rabbimin beni bağışlamasın) ve beni ikram olunan kullarından kıldığım.”
- Arkasından kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirecek de değildik.
- O sadece bir sayha (gürültü) oldu; hemen sönüverdiler.
- Yazıklar olsun o kullara ki kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
- Baksalar ya kendilerinden önce nice nesiller helak etmişiz. Onlar, hiç onlara dönüp gelmiyorlar (dünyaya bir daha dönmüyorlar).
- Ancak hepsi toplanıp, bizim huzurumuza celbedilmişlerdir.
- -Hem ölü toprak onlara bir delildir. Biz ona hayat verdik ve onda taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar.
- Orada cennetler yaptık; hurma bahçeleri, üzüm bağları (daha neler) neler! İçlerinde pınarlar akıttık.
- Ürününden ve kendi elleriyle elde ettikleri mamüllerinden yesinler diye; hala şükretmeyecekler mi?
- Yüce ve münezzehtir o ki, herşeyden çiftler meydana getiriyor; yerin bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmeyecekleri neler, nelerden!
- Gece de onlara bir delildir. Ondan gündüzü soyarız (çekip alırız), bir de bakarlar ki, karanlığa dalmışlar.
- Güneş de, (bir delildir ki) kendisine mahsus bir karargah için akıp gidiyor, işte bu, güçlü ve herşeyi bilen (Allah) ın takdiridir.
- Aya da; ona da bir takım menziller tayin etmişizdir, nihayet dönmüş (dolanmış) eğri bir hurma dalı gibi olmuştur.
- Ne güneşin Aya (yetişip) çatması kendisine (çarpması) yaraşır, ne de gece gündüzü geçer; herbiri birer felekte (yörüngede) yüzerler.
- Onlara bir delil de o dolu gemide zürriyetlerini taşımamız;
- ve kendilerine o gibisinden binecek şeyler yaratmamızdır.
- Ödersek onları (suda) boğarız da o zaman onlara ne feryatçı vardır ne de onlar kurtarılırlar.
- Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak başka.
- Durum böyle iken onlara : “Önünüzdekini ve arkanızdakini gözetip korunun ki rahmete erişeniz.” denildiği zaman;
- kendilerine Rablerinin ayetlerinden her hangi bir ayet de gelse, mutlaka ondan yüz çevire geldiler.
- Onlara: “Allah’ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın” denildiği zaman, o kafirler, iman edenler için şöyle dediler: “Allah’ın, dileseydi yiyecek verebileceği kimseyi biz hiç yedirir miyiz, siz apaçık bir sapıklık içinde değil de nesiniz?”
- Ve:”Ne zaman bu tehdit , (gerçekleşek eğer) doğru (sözlü) iseniz.” diyorlar.
- (Ondan) sadece bir tek sayhaya bakıyorlar, bir sayha ki, onlar çekişip dururlarken kendilerini yakalayıverir.
- o zaman bir tavsiyede bile bulunamazlar; ailelerine de dönemezler.
- Sur üfrülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar.
- “Eyvah başımıza gelenlere! Bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı? O Rahmin’ in va’d buyurduğu işte buymuş. Gönderilen peygamberler doğru söylemişler” derler.
- Başka değil, sadece bir sayha olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir.
- Artık bugün hiç kimseye zerrece zulmedilmez. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.
- Gerçekten cennetlikler bugün bir eğlence içinde zevk etmektedirler.
- Kendileri ve eşleri gölgelikler içinde koltuklar üzerinde kurulmuşlardır.
- Onlara orada bir meyve vardır. Onlara orada ne isterlerse vardır.
- Merhametli Rabbin kelamı bir ” Selam ” olacak.
- Haydin ayrılın bugün ey suçlular!
- Ey Adem oğulları, Ben size şeytana kulluk etmeyin, o size açık bir düşmandır, diye and vermedim mi?
- Bana kulluk edin, doğru yol budur, diye.
- Böyle, iken yüceliğime karşı o içinizden bir çok nesilleri yoldan çıkardı. O zaman sizin akıllarınız yok muydu?
- İşte bu va’d olunup durduğunuz cehennem.
- Bugün yaslanın bakalım ona inkar ettiğiniz için.
- Bugün ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını bize elleri söyler, ayaklar şahitlik eder.
- Hem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecek- ler.
- Yine dilesek kendilerini oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne de dönebilirlerdi.
- Bununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak yaratılışta onu tersine çeviri(p güçten düşürü)yoruz. Hala akıllanmayacaklar mı?
- Biz ona şiir öğretmedik, ona yakışmaz da; o sadece bir öğüt ve parlak bir Kur’an’dır.
- Diri olanı uyandırmak, nankörlere de o azap sözünün gerekmesi için.
- Şunu da görmediler mi: Biz onlar için ellerimizin yaptıklarından bir takım yumuşak hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar.
- Onları kendilerine zebun etmişiz de hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar.
- Onlarda daha bir çok menfaatleri ve türlü içecekleri de var. Hala şükretmeyecekler mi?
- Tuttular bir de Allah’tan başka bir takım ilahlar edindiler. Güya yardım olunacaklar.
- Onların onlara yardıma güçleri yetmez; onlar ise onlar (tanrılar) için celbolunan askerlerdir.
- O halde onların lakırdıları seni üzmesin. Biz onların içlerini de biliriz dışlarını da.
- İnsan görmüyor mu ki, Biz onu bir nutfeden yarattık da şimdi o çeneli bir çekişgen kesildi.
- Yaratılışını unutarak Bize bir de mesel (örnek) fırlattı: “Çürümüşken o kemikleri kim diriltir?” dedi.
- De ki:”Onları ilk defa yaratan diriltir ve o yaratmanın her türlüsünü bilir.”
- O ki size yeşil ağaçtan bir ateş çıkarmasını sağladı da şimdi siz ondan tutuşturup duruyorsunuz.
- Gökleri ve yeri yaratan onlar gibisini yaratmaya kadir değil midir? Elbette kadirdir. Yaratan O, her şeyi bilen O!
- O’nun emri, birşeyi dileyince ona sadece “Ol!” demektir. O da oluverir.
- Artık tesbih edilmez mi öyle herşeyin hükümranlığı elinde bulunan yüce Allah! Hep de döndürülüp O’na götürüleceksiniz.